• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Üyelik Girişi
Takvim

Atilla Yeşilada: Seçimler ve sonrası

1 Nisan sabahı bir çağın geride kaldığını, ne hükümet, ne de vatandaş ve işdünyasının yeni çağa hazır olmadığını göreceğiz. Tam anlamıyla güçlünün ayakta kaldığı bir döneme gireceğiz.

Yurtdışında sunum yapmaya davetliyim.  Siyaset uzmanı olarak. Bu seçimlerin niye önemli olduğunu ve sonuçların Türkiye’nin siyasi-ekonomik haritasını nasıl değiştireceğini anlatacağım. Yanımda can dostum ekonomist arkadaşım da var. Ekonomiyi benden iyi bildiği için   o anlatacak. İroniktir, ne zaman siyaset ya da diploması hakkında bir makale yazsam, gelen yorumlar konsensus halinde “sen bu işten çakmıyorsun” tadında olurken, ben 18 yıldır hayatımı dünya çapında şirketlere siyaset analizi yaparak kazanıyorum. Hem de ne kazanıyorum? O yorumları yapanları apartmanlarıyla satın alacak kadar.

Neden?  Çünkü ben siyasi analiz yaparken, beşeri bilimlerin temeli olan, mantık, eldeki empirik verileri kullanma, saha deneyi, ve hipotez testi gibi yöntemleri kullanırım. Kullandığım çerçeve ve izlediğim sebep-sonuç çizgisi Batı mantığına aşinadır,   kolay hazmedilir, gaz yapmaz. Bir de elde ettiğiniz tahminler hiç bir zaman önemli değildir. Kaotik, sonsuz değişkenli bir dünyada tahminlerin doğru çıkmayacağı önkabuldur zaten. Mühim olan dinleyenin kendi yolunu bulabileceği analitik bir çerçeve çizmektir.

Çoğu kez yanılırım da, çünkü Türkiye’de politika ancak psiko-pataloji, sürü psikolojisi,  kara büyü ve yıldız falı bilerek anlaşılabilir. Bunun en güzel örneği, “Ben bu anketlere inanmıyorum, ciddiye de almıyorum” diye ortaya çıkan köşe kadılarıdır. Hani, elimizde seçmenin nabzını ölçecek başka yöntem olsa, eyvallah. Yok ki, senin kahve köşesinde tanıdığın iki kulağı kesikten, ya da “Ankara’da Saray’a yakın çevrelerden” edindiğin bilgiye  mi güveneceğiz, Ağam?

Seçimlere 5 hafta kaldı, Ocak’da Hazine nerdeyse TL100 milyar ulufe dağıtmış topluma, herkesin kredisi yeniden yapılandırılmış, ayılana limon, bayılana lavanta, ama AKP-MHP oylarında tık yok. Nerden biliyorum? Bir, anketler öyle diyor. İki, Başkanım Erdoğan “Anketlere de güvenim kalmadı artık” diyor. Türkiye’de ankete göre siyaset yapmayı sanat haline getiren bir liderden acıklı bir itiraftır, ve her gün kapsamı genişletilen BEKA İttifakı ile bilikte AKP-MHP’nın sandık yolunda telaştan tir tir titrediğinin de oldukça açık bir işaretidir.

Elimdeki anketlerin medyan sonucunu aktarıyorum size, şahsi görüşüm değil. Ankara Mansur Abi’ye. İstanbul’da güzel insan Binali Dede hala önde, ama bir ay öncesine nazaran AKP ciddi oy kaybetti. Bu tanzim satış ve fahiş fiyat teftişi esnafı mahvetti.  Öfke kusuyor. İzmir zaten umutsuz vaka. Nihat Zeybekçi’nin uzun ekonomi bakanlığı döneminde hatırladığınız tek bir icraat varsa, bana konum atın lütfen.

Antalya, Mersin, Adana, Bursa diğer Millet İttifakı’na geçmeye eğilimli kentler. Öte yanda sadece bir tek anket var, o da Eskişehir de yarışın başabaş gittiğini gösteriyor. En önemlisi, bu seçimde AKP-MHP oyları %50’nin çok altında kalarak “siyasi meşruiyet” sorunu gündeme gelecek.

Dolayısıyla, Mart’ta gerçek bir şenlik yaşayacağız.  Daha önce tarihin yazmadığı popülizm örnekleri  Türkyie’de siftah yapacak. Bunların neler olduğunu öngörmek güç, ama TCMB munzamları 200-300 baz puan daha indirirse, ya a kamu bankları politika faizinden çok yüksek meblağda borçlanıp bol keseden kredi dağıtırsa, şaşırmam.   Son çare olarak banka kredilerinin menkulleştirilip (VIDIMIK haline getirilip) TCMB’ye kakalanması da gündeme gelebilir.

Bu tür yöntemler zaten Türkiye’de pozisyon almakta tereddüt eden yabancı yatırımcıyı ürküteceği gibi, dün Moody’sin ifade ettiği gibi  “Yapılan son hamleler, bankalar için kredi tarafında negatif bir pozisyon yaratırken beklenmedik risklere neden oldu ve marjları olumsuz yönde etkiledi. Türk bankaları 2018’de kredi büyümesindeki düşmenin ardından ekonomiye kredi vermeyi sürdürme baskısı altındalar”. Yani, dış kredilerin çevrilmesi de zorlaşabilir.

Yerleşikler manzarayı çaktı, hafiften dövize tüydü, bir  de yabancılar tüyerse, doları kimse tutamaz. Zaten bu senaryonun önünü kesmek için Hazine’miz yakında Eskimo pazarında da borçlanacak.

Tüm bu alınan ve alınacak önlemler AKP-MHP’ye bir oy kazandırmayacağı gibi, ekonominin DNA’sına radyasyon vermeye başlıyor. Bankalar, enerji sektörü, inşaat, gıda tedarik zinciri, özel hastaneler, perişan.  Size aşağıda sunduğum grafik Şubat’ta yayınlanan tüm güven endekslerinin “iyimserlik” sınırı olan 100’ün altına kaldığını betimliyor. Sadece artık dah fazla düşmesine imkan olmayan inşaat ve imalat sanayinde bir  miktar  A/A toparlanma olduğunu göreceksiniz. Burası tüketim ekonomisi. Hanehalkı güveni 58’e kadar düşmüş, harcamaz, üretim ve satış da olmaz. Şirket borcunu ödeyemez, bankalarda “sorunlu kredi” birikir. Onlar da yeni kredi veremez.

Seçimden sonra ne olacak sorusuna son kitabımda cevap verdim:  Türkiye durgunlukta değil, bataklıkta. Kurtulmak için çırpındıkça daha da batıyor. IMF olmadan çıkamaz. Ama, bunu artık biliyorsunuz. Defalarca yazmaya gerek yok. Size biraz daha detay vereyim.

  • Enerjiye zam şart, çünkü tüm enerji şirketleri ya zararda, ya da santralleri kapatıyor.
  • Akaryakıt marjlarına zam şart, çünkü bayiler sapır sapır dökülüyor.
  • Tanzim Satış ve fahiş fiyat denetimi bitince, esnaf-tüccar-perakendeci kaybettiği kar marjının intikamını alacak.
  • Hastane ve tıbbi cihaz üreticileri de ilaç kadar zam alacak, yoksa sağlık hizmetleri duracak.
  • Müteahhit alacaklarının temizlenmesi gerekecek.
  • Hükümet vergi toplayamıyor, KDV-ÖTV indirimlerinin yerini insafsız emlak, kurumlar, tüketim vergisi zamları alacak, sopa zoruyla vergi toplanacak.
  • Trafikten Rekabet Kanun’nu ihlale kadar her alanda amansız cezalar kesilecek.
  • Kamuya eleman alınmayacak.
  • Bir takım YİD yani mega-projelerde devlet gelir garantisi iptal edip, konsorsiyuma “güle güle” diyecek.

Diplomasi kökünden değişecek. Batı’ya iyice yanaşacağız. Bu artık siyasi bir tercih değil ekonomik bir mecburiyet. Piyasa değeri %50 düşen şirketleri bir tek Batılı’lar devralabilir.   Taze kredi Batı’dan geliyor. Yeni Gümrük Birliği olmazsa, ihracatın nefesi kesilecek.

1 Nisan sabahı bir çağın geride kaldığını,  ne hükümet, ne de vatandaş ve işdünyasının yeni çağa hazır olmadığını göreceğiz. Tam anlamıyla güçlünün ayakta kaldığı bir döneme gireceğiz. 

Şimdi gidin, yandaş basında “dengelendik”, “toparlanıyoruz”, “sermaye akımı başladı” “yabancı bize aşık”, “yeşil filizler açıyor”, “helefleri aşarız” tatavalarını okuyun da biraz içiniz açılsın. Hey, nasılsa kıyamet geliyor, kefaret ödesen ne olur, ödemesen ne olur?



http://www.paraanaliz.com/2019/genel/secimler-ve-sonrasi-30597/

Paylaş |                                         Yorum Yaz - Arşiv   
79 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın