• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Üyelik Girişi
Takvim

GÜRBÜZ DENİZ: ANA

“Yasak kitaplar okuyorum. Yasaklıyorlar; çünkü bu kitaplar yaşamımızla, halkın yaşamıyla ilgili gerçekleri anlatıyor. Gizli basılıyor bunlar. Evimde bulsalar, hapsederler beni. Anladın mı?”


Ben ilk kitabımı 11 yaşımda okudum ve bu kitap neredeyse bütün ülkelerde çevirisi yapılan, ülkemizde sayısız yayınevinin basımını yaptığı, Maksim Gorki’nin  “Ana” isimli eseridir. Çocuk yüreğimle bana biraz ağır gelmişti fakat Pavel ismini, yıllarca unutmadım. Yer yer dergiye, afişe, ajitasyona çıkan insanları, kendimde bu tip işlere gitmeye başlayınca tebessüm ile anımsadım…

Ana romanında Gorki , Soromovo Fabrikalarında meydana gelen olaylardan esinlenmiş. Bu olaylarda önde gelen işçi Zalamov  (romanda Pavel) ve anasını tanımış olması, onların savunmalarına katkıda bulunmak için, sonrada yazacağı bu romanı gerçekçi bir temele oturtmak istemiştir.

Gorki  1906 yılında yazdığı bu romanda, Pavel ve anasının o dönemdeki, fakir Rus işçisi, köylüsünün sefalet içinde, yaşayışını, gün geçtikçe ağır çalışma şartları içinde oluşlarını, açlığı, devletin (Çar’ın) baskısı, yoksul halkın bu zulüm karşısında bir fabrika çevresinde halkın baskıya karşı örgütlenmesini, köylü ve işçi halkın bu konuda örgütlenmesi için çalışmalar yapmasın,  Pavel ‘in ve daha sonra oğluna destek veren anasının bu sefil ve yoksul hayatlarında, en önemli şey olan bu davanın kendileri için hayatlarını hiçe sayarak mücadelelerini anlatmaktadır.

1926 yılında, Sovyet sinema ustası Vsevolod Pudovkin tarafından sinemaya uyarlanmıştır.

“Yasak kitaplar okuyorum. Yasaklıyorlar; çünkü bu kitaplar yaşamımızla, halkın yaşamıyla ilgili gerçekleri anlatıyor. Gizli basılıyor bunlar. Evimde bulsalar, hapsederler beni. Anladın mı?” Maksim Gorki, Ana, sayfa 18

Roman okumaya yeni başlayacak olanların ve sosyalizmi bilmeyenlere, öncelikli olarak okumalarını öneririm.  Dünya klasiklerinden olup, sosyalist gerçekliğin örnek eserlerinden. Bir nevi Sovyet proleterlerinin kitabı olarak da görünebilir.

Edebiyat çevrelerince ortası bulunamayan yazarlardandır. Ya çok yerilir ya çok övülür. Gorki eserleri ve hayatı aynı eksen de seyir eder. Ana romanını da tanıdığı bir devrimciden esinlenerek yazmıştır. Çocukluğunda ise babası erken kaybetmenin dezavantajı ile iş hayatına erken atılmayı işlemiştir. Diğer eserlerinde de hemen hemen ya devrim öncesi veya sonrası Rusya odaklı ve sınıfının içinden eserler kaleme almıştır.

“Gerçekçiliğin Tarihi” adlı kitabın yazarı Boris Suckhov: “Dünya edebiyatının gelişmesinde nitel bir yeni evrenin, yani, toplumsal ilişkilerde, sosyalist çığırın karşılığı olan bir evrenin başlangıcını işaret eder Maksim Gorki.” diyerek, onun dünya edebiyatındaki çok önemli konumuna dikkat çekmişti.

Sovyetler Birliği’nin ilk Halk Eğitim Komiseri Lu-naçarski: “Proletarya felsefî ve siyasal açıdan kendi bilimine nasıl Marks, Engels ve Lenin’in yapıtlarıyla ulaşmışsa, sanatsal açıdan da Gorki’nin yapıtlarıyla bilince ulaşmıştır.” diyordu.

1917 Ekim Sosyalist Devrimi’nin önderi Lenin, dostu ve arkadaşı Gorki’yi “Proleter sanatının en büyük temsilcisi” olarak nitelendiriyordu.

Asıl adı Aleksey Maksimoviç Peşkov olan yazar, Rusça’da “acı” anlamına gelen “Gorki” adını, gençlik yıllarında çektiği acılardan esinlenerek alır.

Gorki’nin, öğretmen olmak için Kazan Üniversitesi sınavlarına girmiş fakat başarılı olamamıştır. Bunun üstüne, silahla intihara kalkışmıştır. Aldığı kurşun yarası, onun daha sonraki yıllarda ciğerlerinden uzun süre tedavi görmesine neden olacaktır. Ölümü de zatürreden olacaktır.

Ocak 1905 tarihinde, Petersburg’da meydana gelen “Kanlı Pazar”daki işçi katliamına tanık olan Gorki, Çarlık rejimine karşı bir bildiri yayınladı. Tutuklanan Gorki, dünya demokratik kamuoyunun baskısı üzerine serbest bırakıldı. Liberalizm dayatması dünya ölçeğinde çar üstüne baskı kurarak Gorki’ye bir müddet özgürlük sunmuştur. Dünya edebiyat çevrelerin de saygın bir yeri olan ve sevilen Gorki, entelektüel birikim sahibi ve donanımlı, duyarlı bir aydın olarak, topluma karşı sorumluluklarından asla kaçınmamıştır.

Ne acı ki Çar kadar despot, başkanlık diye tutturan, reis diye gezinen birisi ve çomarları ülkeyi ateşe atmaktan çekinmiyorlar. Demokratik kamuoyu Gorki’nin çığlığını her kıtadan duyarken, Anadolu halkının sesini emperyal çıkarlar izin vermediği için 14 yıldır görmezlikten geliyor. Hoş görseler bile, arkanızı döner dönmez hep yeni oyunlarla ve kumpaslarla, farklı yüzleri ile karşınızda yer alıyorlar. Dünya demokratik kamuoyundan, liberallerden çok bizim kendimize güvenmemiz, içimizden yazın alanında Gorkileşecek, eylem adamı olarak Pavelleşecek evlatlarına sahip çıkacak ve kurtuluşun hep birlikte olacağını gösterecek analara ve insanlara ihtiyacımız var.

Kitabımıza dönecek olursak,  Gorki, 1934’te Sovyet Yazarlar Birliği Başkanı oldu. Bir kongre düzenleyerek, dünyanın pek çok ülkesinden gelen yazarları, Sovyetler Birliği’nde ağırladı. Türkiye’den de Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun katıldığı kongrede, çok önemli bir konuşma yapan Gorki, ilk kez sanat ve edebiyatta “sosyalist gerçekçilik” kavramını ortaya attı.

Enternasyonal proleter edebiyatın usta kalemi  Maksim Gorki nin bütün eserleri okunmayı hak ediyor.

Maksim Gorki’nin “Ana” romanı, bugün zulme karşı mücadele saflarında yer alan, yüreği özgürlük ve eşitlik için atan her bir bireyin muhakkak okuması gerektiği bir eserdir. Darbe dönemlerinde ülkemizde, Tıpkı Nazım’ın şiirleri gibi, Maksim Gorki’yi okumak “suç” sayılmıştır, zira onların satırları, mısraları “komünistliğin” bir delilidir

OHAL’de iyi okumalar dostlukla ve dirençle kalın!

 

http://redaktif.net/2016/12/20/ana/

333 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın