• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Üyelik Girişi
Takvim

BU NE DEMEK BİLMİYORUM…

Sıradan romanlardan hoşlanmam. Sıradan romanlarda insanlar şöyle derler: Demir, gümüş ve çamur damarlarıyla kaplanmışım ben. İçgüdülerine güvenmeyenlerin attıkları yumruğa boyun eğmem.

“Süper İyi Günler Ya da Christopher Boone’un Sıradışı Hayatı”, ismi gibi farklı bir roman. On beş yaşında otistik bir çocuğun ağzıyla, Mark Haddon tarafından yazılmış.

İnsanların kafasını karıştırdığını çünkü hiç kelime kullanmadan bir sürü şey söylemeye çalıştıklarını düşünen Christopher, kalabalıktan korkar, yeni yerler görmekten haz almaz, yediği yemeklerin birbirine değmesinden, insanların ona gülmesinden ve espriden hoşlanmaz. Yalan söylemeyi ve söyleyeni, konuşurken insanların yüzüne bakmayı sevmez, yabancılarla konuşmayı ve dokunulmayı istemez. Sarı ve kahverengi renklerinden hiç hoşlanmaz. Ne işe yaradıkları belli (numaralı ve üniformalı) polisleri, kavramların somutlaştığı matematik ve fiziği, ayrıca kırmızı rengi çok sever. Kokulara fazlasıyla duyarlıdır. Renkleri, etiketleri, isimleri, markaları, şekilleri, sayıları ve çevresinde gördüğü her türlü detayı bir kamera gibi yutan görsel bir hafızaya sahiptir. Düzenden ve tertipten hoşlanır, ona göre eşyaların yerlerinin değişmesi korkunçtur. Üzgün ya da kızgın olduğunda çığlık atabilir, uzun süre yemeden ve konuşmadan yaşayabilir. Evinin bir sokak ötesine tek başına gidemese de bir gün astronot olma hayalleri kurar. İçinde, kendisinden başkası yoksa küçük yerleri sever, hem uzay gemisinde yaşayabilmek için bundan daha iyi bir özellik var mıdır?

Onun dünyasındaki her şey düzenli olmalıdır, hatta günler bile… Bu yüzden “iyi günler” ve “kara günler” olarak günleri de ikiye ayırır. Arka arkaya sarı arabalar görmenin manası kara gün demektir ve o gün yemek yemeyebilir, konuşmayabilir, hatta kafasını iki duvarın birleştiği bir köşeye dayayıp saatlerce inleyebilir. Böylece rahatlar ve kendisini güvende hisseder. Oysa arka arkaya beş adet kırmızı araba görmesi -onun sözlüğünde- o günün “Süper İyi Bir Gün” olduğuna delalet eder ve böylelikle özel bir şeyin olmasını bekleyebilir…

Ruh halleri tahmin edilebilir (mutlu, üzgün, kızgın, konsantre), sadık ve yalan söylemeyen köpekleri seven Christopher bir gün komşusunun köpeğini ölü bulur. Böylece polisiye kurgu en baştan kurulur ve romanın eksenini belirler. Bu cinayeti kim işlemiştir? Cinayetin ortaya çıkarılmasını kendisine iş edinen Christopher oturdukları muhitteki komşularına sorular sorarak işe başlar. Öte yandan evdeki durumlar da iyi değildir; sabırsız ve mutsuz annesi bir gün hastaneye yatmış ve geri gelmemiştir. Babası annesinin öldüğünü söylediğinde de verdiği tepkiler beklenen türde değildir. Annesini duyguları ile değil, kokusu, görüntüleri ve konuşmaları ile hatırlar. Hayatı, babasının da desteğiyle aynı minvalde devam eder. Oysa Christopher, Wellington isimli köpeğin öldürülme nedenine fazlasıyla takılmıştır. Zira ortada çözülmemiş belirsiz bir durum vardır ve o belirsizliklerden hiç hoşlanmaz. Bu takıntısını fark eden babası ne yaparsa yapsın onu konudan uzak tutamaz. Christopher’ın keşifleri ise çorap söküğü gibi onu farklı mecralara sürükler. Bir yandan da okuldaki rehber öğretmeninin teşvikiyle yaşadıklarını kaleme aldığı ve bölümlerini asal sayılarla ayırdığı bir roman yazmaktadır. Cinayeti araştırmaya devam ettiği günlerden birinde komşusundan öğreneceği sırlar, onun için dönüm noktası olmasa da bunları yazdığı kitabı tesadüfen okuyacak babası için zorlu bir durum ortaya çıkaracaktır. Babası ona kızarak, yazdığı kitabı alıp saklar. Kitabın izini süren Christopher, onu saklandığı dolapta bulur. Ne yazık ki annesinin kendisine yazdığı mektuplar da aynı dolaptadır. Mektupları keşfetmesi ile birlikte köpek cinayeti gizi de ortaya çıkacaktır. Bu olayla birlikte babasına güvenini kaybeden Christopher’ı arzu etmeyeceği deneyimlerle dolu bir yolculuk beklemektedir.

Otizmi anlamak ve otistiklerle duygudaşlık kurabilmek için ideal bir ilk kitap “Süper İyi Günler”. Bu yüzden on beş dile çevrilmiş, otuz iki ülkede yayımlanmış ve 2003 yılında, Mark Haddon bu kitapla, İngiltere’de Whitbread Yılın Romanı ve Yılın Kitabı ödülünü almış. Bambaşka bir evreni keşfedebileceğiniz bu romanın ilk satırları kısmen sancılı olabilir. Sabır edip ilerledikçe okuduğunuz örnekler, matematiksel bilgiler ya da çocuğun günlük yaşantısına dair detaylar sizi başka bir gerçekliğe doğru fark ettirmeden çekiyor. Zamanla alışıyor ve zihninizde yeni sorular üretiyorsunuz. Örneğin böyle bir çocuğa sahip bir ebeveyn için hayatın nasıl olabileceğini düşünüyorsunuz derin derin…

Bu deneyime yakinen tanık olurken aslında hiçbir şeyin dışarıdan göründüğü gibi olmadığını, hayatın bazen sabır derslerinden ibaret olduğunu düşünebilirsiniz. Belki dersleri başarıyla verebilenlerin ışığı gördüğünü iddia edebilirsiniz. Veremeyenlerin de başka dersler aldığını… Her sabrın farklı bir ödülü olduğunu ve aslında sıradan olmayan her şeyin insana daha fazla ait olduğunu da!

Süper iyi günler olsun…



Süper İyi Günler

Ya da Christopher Boone’un Sıra Dışı Hayatı

Yazar: Mark Haddon

Çeviri: Övgü Doğangün

Türü: Roman

Baskı Yılı: 2016

Sayfa Sayısı: 289 Sayfa

Yayınevi: İş Bankası Kültür Yayınları

 

 

Müjde Alganer

http://kitapeki.com/bu-ne-demek-bilmiyorum/

425 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın