• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Üyelik Girişi
Takvim

VEDAT İLBEYOĞLU: ZEMİN UYGUN DEĞİL, ÇAKMA MAĞDUR ZORDA!

İktidarın taktiği belli: Tartışır gibi yapıp tartış(tır)mamak, referandumun gerçek içeriğinin ötesinde tartışma mecralarına çekmek... ‘Evet’ deyin de gerçekte neye ‘evet’ dediğinizi bilmeyin! Bazen ağızlarından kaçırıyorlar, “bütün iktidarı tek elde

İktidarın taktiği belli: Tartışır gibi yapıp tartış(tır)mamak, referandumun gerçek içeriğinin ötesinde tartışma mecralarına çekmek... ‘Evet’ deyin de gerçekte neye ‘evet’ dediğinizi bilmeyin! Bazen ağızlarından kaçırıyorlar, “bütün iktidarı tek elde topluyoruz” diye. Ama en zorlandıkları da bu oluyor, o ‘tek el’ kimin eli? Zayıf halka burası. ‘Tek adam’lığa rıza aramak zor. Başka minderlere çekip oralarda güreşmek en iyisi...

Mağduriyet imal edip ordan devşirmek, başından bu yana en başarılı olunan kulvarlardan biri. Ama artık sorunlu. Mağduru oynama yeteneği körelmiş durumda. Oynamaya çalışıyor ama başarılı olamıyor, ketleyen şeyler var. Saplanılmış milliyetçi-tekçi yol, mağdura sahip çıkan vicdani tepkilerden çok, ‘dur sana gününü göstereyim’ türünden bedel ödetici, defter dürücü, vicdan ve bilinçten yalıtık saldırgan tepkileri koşullamakta. Saldırgan reaksiyon, rivayet olunan ‘mağduriyeti’ ötelemekte, sürece rengini vermekte. AKP iktidarı geçmişteki gibi (“askeri vesayet mağduru” örneği hatırlansın), mağduriyet enstrümanını çok iyi kullanan bir virtüöz değil artık. Enstrümanı boşladığından değil elbette. Aksine, sık sık kullanmaya çalışıyor da, akort bozuk ve kulaklar akort tutturacak gibi değil. 

15 yıllık iktidarın şişirdiği siyasal ego, özellikle son üç yıl muhtaç kaldığı “durmak yok, sürekli taarruz” mealindeki  tarz ı siyaset ve elbette bugün başlıca ‘vaat’ durumundaki ‘tek adam’ rejiminin doğasında mevcut üsttenci, dayatıcı, ben merkezci saldırganlık... ‘Mağdur’ rollerini daha baştan etkisiz kılıyor. Ben ‘tek’im diyenin, sürekli ona buna ayar verenin, defter dürmeyi alışkanlık haline getirenin mağduriyeti mi olurmuş? MHP bir örnektir mesela. Şoven milliyetçiliğiyle anılan bu partinin ömrü hayatında “mağdurdur, destek atalım” gibi bir kamuoyu vicdanı konusu olduğu görülmüş müdür? 12 Eylül’de üyelerinin hapislere atılması, bazılarının idamı hatta, MHP’yi toplumsal bir mağduriyet konusu yapmaya yetmemişti. “Fikrimiz iktidarda” savunması boşuna değildi! Saldırgan “fıtrat”ın mağduriyeti olmaz çünkü, olursa da yapay olur, yabancı efekt gibi araya girer, çıkar hemen. Yerini kendi doğasına uygun araç ve argümanlara bırakır. Küfürlerden başlar, linçlere varıncaya kadar uzar...

AKP iktidarı da başlarda çok iyi kullandığı ve epeyce yararlandığı mağduriyet siyasetinden eski karşılığını bulamamaktadır. MHP’yi başlıca ortak bellemesi de tesadüfi değil. Bu siyasetin zeminini yitirdi çünkü. Gezi sürecinde yaptıkları toplumun bir kesiminin hafızasına yeniden yazdırttı AKP’yi. Devrilen ‘masa’ sonrası “Cizre-Sur konsepti”nden başlayıp, belediyelere el koyan, HDP’yi tasfiye etmeye yönelen pratik ise AKP gerçeğinin Kürtler nezdinde de daha ‘derinden’ hissedilmesine de yol açtı. 15 Temmuz ise mağduriyete abanarak bu zeminin dibine kadar tüketilmesini getirecek OHAL’e vesile oldu. Filli ‘tek adam’ iktidarı, tüm kuralsızlığıyla, AKP’ye, MHP’ye oy verenleri bile kaygılandırıyorken artık, ‘mağdur’ rolünde nasıl başarılı olunabilir ki artık?

Bu durumu Almanya-Hollanda krizinde de gözlemlemek (ya da hissetmek diyelim) mümkün. Daha ilk günden devreye sokulan “Evet’ler iki puan fırladı” demeçlerinin gerçeği yansıttığını düşünmemiz için iknâ edici bir neden yok aslında. Nerden biliyorsunuz böyle olduğunu? Bir yönlendirme bu ve aslında tersi etkinin olması da muhtemel. Rus uçağının düşürülmesi örneği hemen toplumsal hafızadan silindi mi yoksa?! Onca afra tafraya karşılık Rusya’nın turizme dair ufak bir silkelemesi sonrası, Antalya’ya gelen ilk Rus turist kafilesinin nasıl törenlerle karşılandığı unutuldu mu sanılıyor? Şimdi “mağdur olduk” imajının hemen akabinde Hollanda’ya, Almanya’ya “bedel ödeteceğiz” diye posta atmaların, bu iki ülkeyle işleyen ekonomik networkler içinde, civarında bir şekilde pozisyon tutmuş “yurdum insanını” hiç tedirgin etmediği mi düşünülüyor yoksa? Bu kaygı ve tedirginliklerin siyasal yansıması olmayacak mıdır? Portakal, lale infazlarının komikliği, protestoların rağbet görmemesi oyunun pek de tutmadığını göstermiyor mu?

AKP artık mağdur ve mazlum rolünü oynayamamakta, yapmaya çalıştığında da o dayatmacı, otoriter, saldırgan tarz öne çıkmakta; hiç de mağdura benzemeyen ve sağa sola çalım satan, gölgesine bile yumruk atan agresif, asabi profil çıkmaktadır ortaya. Mağduriyet rolü, yerini, düşmanı linç etmek için taarruza geçmiş, gözükara bir figüre bırakmaktadır hemencecik. Bu profil, vicdanlara değil de saldırgan güdülere hitap ediyor. Artık mağduriyetten değil saldırganlıktan güç toplamaktadır AKP. Mağdur değildir çünkü.

Rivayet edilir ya, “bu toplumun genetik kodlarında mağdura sahip çıkma güdüsü vardır “ diye. Bazen doğru çıktığı da görülmüştür. Referandumun gerçek mealinin gündemden kaçırılmasına izin verilmezse, 16 Nisan’da da görülecektir, bir kez daha!

 

https://www.evrensel.net/yazi/78698/zemin-uygun-degil-cakma-magdur-zorda
Paylaş |                                         Yorum Yaz - Arşiv   42 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
Hava Durumu
Anlık
Yarın
11° 15° 4°
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam218
Toplam Ziyaret299401