• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Üyelik Girişi
Takvim

Bülent Mumay: İngiliz “parmak” şey ederken Kraliçe’ye kadeh kaldırmak

Her operasyon sonrası malum medyanın yaptığı gibi sıra, dış bağlantı bulmaya gelmişti. Bu “hizmet”i dünkü Star gazetesi yerine getirdi.

Uluslararası Af Örgütü’nün öncülüğünde, Büyükada’daki bir otelde düzenlenen toplantıya yapılan polis baskınının üzerinden bir hafta geçti. Aralarında örgütün Türkiye Direktörü İdil Eser’in de bulunduğu 12 insan hakları savunucusu, dağıtıldıkları çeşitli karakollarda gözaltına tutuluyor.

Darbe mi, Gezi mi?

Erdoğan’ın Hamburg’daki G20 Zirvesi’ndeki açıklamasına göre bu isimler “15 Temmuz’un devamı niteliğinde bir hazırlık” içindeydi. Mealen, yeni darbe hazırlığından söz ediyordu Cumhurbaşkanı. Havuz (tekzip göndermeyin, tamam çamur) medyasına göre ise “2. Gezi kalkışması” planlanıyordu. Hem de harita başında! Neyse, biz Erdoğan’ın dünya medyasına yaptığı açıklamayı baz alalım elbette.

Parmak sayısı: İki

Her operasyon sonrası malum medyanın yaptığı gibi sıra, dış bağlantı bulmaya gelmişti. Bu “hizmet”i dünkü Star gazetesi yerine getirdi. “Büyükada’da İngiliz parmağı” başlığı vardı manşette. Ancak spota göre, ABD’nin CIA’sı da vardı. Star’ın başlığa taşıdığı, belli ki daha çok sevdiği “İngiliz parmağı” üzerinden gidelim biz şimdilik… Sıradan bir gazeteden söz etmiyoruz, AKP MKYK’sinde yer alan Ethem Sancak’a ait bir gazete bu. Bir bildikleri vardır elbet.

II. Elizabeth, II. Darbe?

Eğer, bu tarz tertipler içindeyse İngiltere… Bir değil iki Başbakan Yardımcısı, Mehmet Şimşek ve Hayati Yazıcı, Spor Bakanı Çağatay Kılıç… Büyükada baskınının yapıldığı gün, “parmak” şey eden İngiltere’nin Kraliçesi II. Elizabeth’in gıyabi doğum günü partisine koştu.Hem Sayın Erdoğan’ın dediği gibi, ikinci bir 15 Temmuz hazırlığı yaptırıyorsa İngiltere, önceki darbeyi önleyemeyen Genelkurmay Başkanı Akar, o doğum gününde neye kadeh kaldırıyordu? II. Elizabeth’in II. Darbe hazırlığına mı?

*****

Kutuplaşmaya odun taşımak

AKP’nin yeni sözcüsü Mahir Ünal, ısınan siyaset dünyasına odun taşıyacak bir söylemle başladı görevine. Kılıçdaroğlu’nun Adalet Mitingi’ndeki sözlerini eleştirirken, “anarşizm”ler “faşizm”ler saçıyordu ağzından.

Kendi Başbakanı Binali Yıldırım’ın son kararı olan “Adalet sokakta aranabilir” sözünü tekzip ederek başladı konuşmasına: “Adalet sokakta aranmaz, sandığı ve seçimi yok sayan, isyan çağrısı yapan Kılıçdaroğlu, topluma bir anarşizm sunmaktadır.”

Buraya kadar sorun yok. Yalnız Ünal’ın konuşmasındaki iki cümle gerçekten dikkat çekiciydi. Akşam gazetesinin 1. sayfasındaki habere göre Ünal, şunu söylüyordu: “Dünyanın hiçbir yerinde sokak çağrısı meşru değildir.” Bir dakika… 15 Temmuz gecesi FaceTime, minareler ve sokak sokak geçen polis araçlarından yapılan anonslarla halk sokağa davet edilmedi mi? Elbette demokrasiyi korumak için. Ama “hiçbir yerinde sokak çağrısı meşru değildir” cümlesi bunu da kapsamaz mı? Mesela insanlar daha iyi bir demokrasi, daha adil bir yönetim için eylem yapamaz mı? Bu da demokrasiyi korumak anlamına gelmez mi?

İkinci cümle çok daha tehlikeli. Ünal, “Bu millet 15 Temmuz’u yaşadı, kimse kimseyi korkutmasın” diyor. Bu cümle, tehdit barındırmıyor mu? Demokrasi ya da adalet talebi için sokağa çıkacaklara aba altından sopa mı gösteriyor? Yeterince kutuplaşma yokmuş gibi, darbeye karşı çıkanlar adalet talep edeceklere saldırırlar mı demek istiyor?

*****

Apoletini bile sökemediler

12 Eylül 2010 Referandumu’nda “Yetmez Ama Evet”çileri, bazılarının kendi deyimiyle “kullanışlı aptalları” tavlamak için kullanılan söylemlerden biri şuydu: “Darbelerle hesaplaşacağız.”

1980 Darbesi’nin tarihi olan 12 Eylül’e denk getirilen referandum, bırakın geçmiş darbelerle hesaplaşmayı, 15 Temmuz Darbesi’nin faili olarak yargılanan yapıya adaleti teslim etti.

Tesadüf bu ya.. 15 Temmuz’un yıldönümü yaklaşırken ilginç bir gelişme oldu. 12 Eylül cuntasının lideri Kenan Evren, bir gün olsun hapse girmemiş, devlet töreniyle defnedilmişti. Ölümünden sonra mahkeme dosyayı şahane bir şekilde kapatmış. Dün, Hürriyet’te çıkan habere göre darbecilerin apoletleri falan da sökülememiş. Gerekçe: “Ceza almadılar.”

Kullanışlı aptallara selam olsun.

*****

Gazeteci, Adalet Yürüyüşü’ne katılabilir mi?

Ahmet Hakan’ın önceki günkü yazısıyla patlak verdi, gazetecilik-aktivizm tartışması. Başlarda, “Biri yazsa da okusak” diye yaklaşıyordu Adalet Yürüyüşü’ne. Ama hakkını yemeyelim, sonrasında gidip süreci izleyerek okurlarına yansıtması gayet başarılıydı. Neyse, biz tartışmaya geçelim.

Bazı gazetecilerin, haber ya da yorum yapmak dışında, eylemin parçası haline gelmeleri meslek sınırları epey zorluyor. Elbette sadece gazeteci değiliz, bu ülkenin yurttaşı olarak, memleketin temel sorunlarından biri olan Adalet Yürüyüşü’ne destek verebiliriz. Ya da 160’ı aşkın meslektaşı tutuklu olan bir meslek grubu olarak, mesleğimizi temsil eden örgütler, adalet talebinin parçası olabilir. Ki bunu yapan arkadaşlar da oldu. Ya da herhangi bir vatandaş gibi yüz binlerin arasına karışarak eyleme destek verebiliriz.

Tişörtle poz vermek

Adalete bu ülkedeki herkes gibi bizim de ihtiyacımız var. Ama Kılıçdaroğlu’nun yanında tişörtlerle poz verip bunu sayfa ve sütunlarımıza yansıtmamız, hem gazeteciliği aşıyor, hem de o eyleme katılan diğer yurttaşlar açısından haksız rekabet oluşturuyor. Bize Kılıçdaroğlu’nun yanında yürüme gücünü veren şey mesleğimiz. Ama eylemci bir yurttaştan farklı olarak görevimiz gereği oradaysak, daha mesafeli durmak gerektiğini düşünüyorum.

Gazeteci sıfatıyla Adalet Yürüyüşü’ne katılıp, köşesinde “Eşi şöyle şahane bir insan, diren Kılıçdaroğlu” sloganları atanlara dair bir şey söylemeyeceğim. O meselenin gazetecilikle pek ilgisi yok çünkü.

http://www.birgun.net/haber-detay/ingiliz-parmak-sey-ederken-kralice-ye-kadeh-kaldirmak-169350.html



Paylaş |                                         Yorum Yaz - Arşiv   108 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
Hava Durumu
Anlık
Yarın
24° 23° 14°
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi7
Bugün Toplam237
Toplam Ziyaret424393