• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Üyelik Girişi
Takvim
Sema Acar
semaacar17@hotmail.com
Bir ve Beraber Olmak…
17/05/2016

Tam kalkacakken aniden yağmur bastırınca… Nisan yağmurunda ıslanmak yerine oturduğumuz kafenin hemen yanındaki restorana girdik. Meşhur Tavacı Recep Usta… Meşhur kısmı ne yalan söyleyeyim abartı geldi bana. Hani biz de vardır ya her şeyin bir hakikisini bir de öz hakikisini yaparız... Meşhur ve muhteşem kelimelerini de hovardaca harcar her yerde kullanırız. Bu da o meşhurlardan sandım ilk başta. Fark eder miydi? Yağmur alabildiğine yağıyordu ve fena acıkmıştık. Tütün içilen bölümde bir masaya konuşlandıktan sonra lavaboya gitmek için içeriye girdiğimde o da ne… Duvarlar siyaset ve sanat dünyasına ait “meşhur”ların resmi ile doluydu. Yan yana alt alta sıra sıra asılmış resimlerde kimler yoktu ki… Zaman tüneli gibi geçmişten bu güne aşina olduğumuz yaşayanı ölmüşü bir sürü zevat duvarda bana bakıyordu. Resimlere baka baka üst kata çıktım. Tam karşımda büyükçe bir panoda cemaziyülevveli vardı Usta’nın ve mekânın. 

Silvan 61 doğumlu olan Recep Usta bir lokanta bulaşıkhanesinde çalışır önce. 75 de Veysel Karani’de kendi mekânını açarak aşçılığa adım atar. Ve şairin “seninle Veysel Karani’de haşlama yeme ihtimalini sevdim” dizesindeki bahse konu yer işte Usta’nın bu ilk mekânı. Askerlik sonrası bu kez tavacılığa başlayan Usta dünyaya da açılır. Diyarbakır’dan yurdum ve dünyanın çeşitli ülkelerine Tava, Kaburga Dolması ve Gerdan Haşlama yollar gelen siparişler üzerine. Ve yine talep üzerine önce Ankara’da sonra Konya İzmir Eskişehir İstanbul gibi birçok yerde birçok şube açar. Yöresel lezzetleri kültürümüzle harmanlayarak sunmak için. 

Emrah’la tanıştık önce. Şanlıurfalı. Pratik, güler yüzlü,  işini sadece sipariş alıp, servis yapmak olarak görmüyor, bir sanatkâr gibi sunduğu lezzetlerin hakkını veriyor. Neyi ne sırayla yiyip ne içeceğimiz konusunda Emrah’ın tavsiyelerine uyduk.  Alkollü içki yok zaten. Cola şişkinlik yapacağı için bu yöresel yemeklerin yanında tavsiye edilmiyor. Ayran ve şalgam… İkisi de değilse sadece su. Yapılacak tek şey işi bir bilene havale etmek ve sürprizlerin tadını çıkarmak olacaktı ki biz de öyle yaptık.   Sıcacık lavaş, içli köfte, patlıcan dolması, nar ekşili ve ekşisiz salata, kepçeli ve kulplu bakır taslarda kabına sığmayan köpüğü ile yayık ayranı derken kaburga dolması, Emrah’ın şova dönüşen servisi… Kimi ikram, kimi Emrah’ın bizim için seçtiği lezzetler… Yemek yemeye gelmiştik ama iş sadece karın doyurmaktan çıkmış sürprizlerle dolu keyifli bir ritüele dönmüştü artık ve her sürprizin ayrı bir lezzeti güzelliği vardı. Evet, yemek faslı bitmiş tatlı mı  kahve mi  çay mı derken…Hayır;  mırra içecekmişiz sonra tatlı yiyecekmişiz. Peki dedik. 

Sağ elinde bakır ibriği, sol elinde iç içe geçmiş bakır zarflarda fincanları,  kasketi,   kuşağı ile Mehmet geldi. Mırracı. O da Şanlıurfalı .”Dört gün kaynatılır 4 gün dinlendirilir kahvem. Mardin, Şanlıurfa ve Diyarbakır yöresinde yaygın olan mırra Arapça kökenli olup acı kahve anlamına gelir, içersinde ABC vitaminleri barındırır, günahlardan arındırır, hazmı kolaylaştırır” diye başladı söze ve fincanı göstererek sordu ”dikkatinizi çeken bir şey var mı?” Kulpsuz dedim. “neden?” dedi. Bilmiyorum dedim. “Her şeyde biriz beraberiz anlamına geldiği için kulpsuz fincanda içilir, elden alınır ele verilir, ilk defa içen dilek tutar ve ilk mırra içtiği yeri de 40 yıl geçse unutmaz” diyerek devam etti. Dileklerimizi tuttuk.   Yarısını geçmeyecek kadar dibine kahve koyduğu fincanlarımızı verdi. Pekmezimsi, acı bir tadı olan kahvemi içtikten sonra masaya koydum “cezayı yedin” dedi.   Neden? dedim. ”fincanı masaya koydun.  Mırra fincanı masaya konmaz. Elden alınıp ele verilir”.  Geri alıp eline vereyim dedim “olmaz” dedi. “Cezayı yedin.” Ve devam etti anlatmaya; “sadece ağalar ve hanım ağalar fincanı masaya koyar ve onların içtiği fincandan da başka kimse içmez. Ağa kahvesini alınca mırracıya sorar; bekâr mısın evli misin? Bekârsa onu evlendirir çeyizini düzer ve mırracı ağanın içtiği fincanı  evlenmesi  anısına saklar. Yok, mırracı evli ise bir fincan 50 gr.altın aldığı için 50 gr.altın verir ağa ve  ‘ağanın eli tutulmaz ‘  sözü de bu gelenekten gelir. “

Kahve bitti… fincan mırracıya  eğer üstü açık olarak verilirse bu tekrar istiyorum anlamına geliyor yok eğer işaret parmağı ve orta parmakla fincanın üstü kapatılırsa bu başka istemiyorum anlamına geliyor.  Mehmet gayet akıcı bir dille ve esprili bir şekilde mırralarımızı ikram etti ve öyküsünü anlattı. Yalnız saydım tam üç kere aynı cümleyi kurdu. “Mırra kulpsuz fincanda içilir, elden alınır ele verilir. Anlamı biriz beraberiz demektir.” Sordum; bir kahve içiminde bile bir ve beraberlik mesajı var da neden bir ve beraber olamıyoruz? Neden bu haldeyiz? Baktı, kısa bir sessizlikten sonra “ Ben ilk başlarda her masaya aslına uygun olarak tek fincanla mırra dağıtıyordum. Fakat aileler de dâhil hayır ayrı ayrı fincanlarda içmek istiyoruz deyince insanlar ben de herkese ayrı fincanda veriyorum “dedi ve sustu.

O sessizlik süresinde; keşke kocaman ibriklerde -kaç milyon kişiyiz 80 mio  küsur mu - ne kadarsak o kadarımıza yetecek kadar mırra kaynatılsa tek bir fincan elden ele yurdumu dolaşsa hepimiz içsek bir ve beraber olsak mırranın kerameti gerçekleşse diye düşündüm. Doğu gelenek ve göreneğine uygun içiyor mırrayı, zaten oraya ait. Ama batıdaki içecekse o da uymalı kurallara. Demek ki sorun batıda. Batı samimi değil diye düşündüm. Aile, Karı-koca-çocuklar bir içimlik kahveyi bile aynı fincandan içmiyorsa gerisini sen düşün…  

Dışarda nisan yağmuru. Havada bahar kokusu. Recep Usta’da Mehmet, Emrah, Anadolu’mun Güney Doğusundan lezzetler. Hiç unutmayacağım bir gece. Kahveye dair bir yazı değil bu.  Mırra en basit anlamı ile bir kahve olmaktan öte geleneği göreneği,  hazırlanmasından, sunumuna… İçilmesinden içildikten sonrasına kadar uyulması gereken kendine has kuralları olan başlı başına bir kültür . Bir kahvenin 40 yıl hatırı var sözü de bu gelenekten çıkmış… İsterdim ki mırrayı Diyarbakır, Mardin ya da Şanlıurfa’da içeydim… Kısmet Eskişehir’de içmekmiş… Bir ve beraber olunca belki oralarda da içerim…

İki günlük Eskişehir ziyaretinde Mehmet, Emrah ve kızımın arkadaşı pırıl pırıl üç gençle tanıştım. Daha önceleri hep pazartesiye denk düştüğü için gezemediğim müzeleri, aslına uygun restore edilmiş Odun Pazarı evlerini gezdim.  Gözüm gönlüm  dolu dolu   döndüm Yalnızkent’e… içim buruk ve hüzünlü...

Üç boyutlu üslupsuzluğun, haddini bilmezliğin, ne kenti olacağına karar verilemediği için hiçbir şey olamayan Yalnızkent. İş adamının neden benim projelerimi haber yapmıyorsunuz diye gazetecilere hesap sorduğu sonra hızını alamayıp bir de bankaları tehdit ettiği… Gazeteci geçinen çocuğun kordondaki çirkin su perdesi için yaşına başına bakmadan; Kent Konseyine mevki makam sahibi kişilere fütursuzca ” gidin başka yerde havlayın” demeye cüret ettiği  ‘toplumsal saygı’ seviyesini düşürdüğü kent Yalnızkent. Kent aktörü geçinip hayata geçirdikleri bir projeleri yokken  mazeret üretenlerin kenti…UNESCO Geçici Dünya Miras listesine girmiş Tarihi Yarımada’da sağlık ocağı yapılması düşünülen…İmara kapalı Bozcaada’sında sonu gelmeyen inşaatların yapıldığı…Kazdağları madencilere sunulan Yalnızkent.Havalar ısınıyor az sonra sivrisinekler basacak bu kenti ve mıyıl mıyıl foseptik kokusu saracak….Neymiş Barcelona olacakmış…Bla..bla…bla…Bu kentte de keşke güzel şeyler olsa güzel şeyler konuşulsa onları yazsam ama yok…Bende bulduğum güzellikleri yazıyorum…Anlıyorsun değil mi?     

 

 

 

 

 

  

 

  

 

  



411 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

2018 Troıa Yılı …Orhaniye Tabyası… Paintball… - 15/03/2018
2017 yılının Şubat ayında ilan edilen yıl ile ilgili çalışmalar 2018 yılının Şubat ayında ivme kazanıyor… Geç kalınmış olmuyor mu “ivme kazanmak” için?
Çanakkale Çanakkale'dir - 19/01/2018
Boğaz tarihte her dönem bir isim almış ve bu isimler Boğaz’la birlikte hareket etmiş sonunda yine kentin aldığı isim Boğaz’ın aldığı isim olmuş: Çanakkale.
Kahverengi Tabelalar… - 04/08/2017
Tabela deyip geçmemek gerek her biri birer efekt aslında.
NAME-İ AŞK - 07/03/2017
Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!
YALNIZKENT’TE CHP’LİLERİN SOSYAL MEDYA İLE İMTİHANI - 14/12/2016
CHP 20, 22 ve 23 Dönem Çanakkale Milletvekili Ahmet Küçük Facebook hesabında bir paylaşım yaptı. Adana mitinginde; Nazlı Ilıcak, Ali Bulaç, Şahin Alpay’ın anons edilmelerinden duyduğu rahatsızlığı ifade eden… Sıfatlar ve hakaret içermeyen… Bir parti
EBABİL BİR KUŞTUR… - 03/09/2016
Bir öğretim üyesi neden kitap yazar?
YOĞURT YİYİŞİNİZİ SEVSİNLER… - 09/08/2016
Tarih 1831…Paris şehir planlamacıları Notre Dame Katedrali’nin bakımsızlığı yüzünden yıkılmasını isterler.
SÜLEYMAN TAPINAĞI, AYASOFYA, SELİMİYE… BELGRAD,SELANİK, EDİRNE… - 11/07/2016
Ama Edirne bu kaynaklarda yazanlardan fazlasıydı ve o kaynaklarda olmayan, oralarda yazılmayanları görmekti amacımız. Osmanlı’nın 2.başkenti…88 yıl Osmanlı’ya başkentlik yapmış bir kentin anlatacağı söyleyeceği çok şey vardı mutlaka.
MÜSLÜMAN MAHALLESİNDE SALYANGOZ SATMAK… - 01/07/2016
Ve bu kent “laikliği içine sindirmiş” içselleştirerek yaşayanların kenti ve bunun için de her türlü mücadeleyi veren bir kent. “Köhnemiş ideolojiler” bu kentte barınamıyor ve bu neslin kıymetini biliyor bu kentli onun içinde itirazlarını yapıyor
 Devamı