• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Üyelik Girişi
Takvim

Yetkin İşcen

Yetkin İşcen
yiscen@hotmail.com
KÜLTÜR PAÇALARIMIZDAN AKIYOR...
22/06/2016

Çanakkale, 2000 yıllık insanlık tarihinin en bilinen iki savaşına sahne olmuş bir kent... Dolayısıyla, sınırları içinde bu savaşlara ait önemli mekanlar ve kalıntılar barındırıyor. Ancak, böyle bir kültürel değerin mirasçıları olarak, biz Çanakkaleliler onları ne kadar koruyoruz, ne kadar değerlendirebiliyoruz?

Örneğin Truva kalıntıları… Merhum arkeolog ‘Osman’ Korfmann olmasaydı, bugün sahip olduğumuz Truva ören yeri, gerçek anlamında bir ‘harabe’ olacaktı. Onun ve yetiştirdiği insanların katkılarını reddedemeyiz; ama haklarını verebiliyor muyuz? Bugün kent içinde bir ‘Truva Müzesi’ bile oluşturmuş değiliz. Truva gibi bir ören yerine buğday silosu gibi kazulet bir müze binası yakışıyor mu? Arkeoloji Müzesi’nin yolunu bilen olmadığı gibi, bu müzede Truva’ya ilgi duyan da yok…

En az Truva kadar değerli diğer örnek, Çanakkale savaşı kalıntıları… Milli Parklar sınırları içine alınarak ‘korunduğu iddia edilen’ alanlar dışında daha birçok mekan var. Özellikle kentin Anadolu yakasında Kumkale’den Nara’ya kadar serpilmiş bulunan tabyalar, mevziler, anıtlar ve şehitlikler sadece göze çarpan öğeler… Bu yapılara bakım ve ilgi gösterilmediği gibi, ne oldukları ve neyi temsil ettikleri de bilinmiyor. Hemen hepsi özellikle hafta sonları çöplük haline geliyor. Gündüz piknik, gece de araba içinde fuhuş yapanların bıraktığı pislik pek nadir temizleniyor. Dardanos, Orhaniye gibi tabyalar ya da Hamidiye, İntepe, Hasan-Mevsuf gibi şehitliklerin çevresi içler acısı görünümde…

Kentin kültürel değerlerinden sorumlu olanların hiçbiri Çanakkale’nin bu zenginliği hakkında yeterli bilgi sahibi değil. Örneğin; İl Kültür Müdürlüğü daha çok Çanakkale dışından konuşmacı davetiyle ilgileniyor… Çanakkale Zaferi yıldönümünde de, etkinlik adına ‘yağlı güreş yarışması’ icra ediliyor. Gerek 18 Mart gerekse 25 Nisan anma törenleri bu çevreler için artık birer “angarya” haline gelmiş… Oysa, bunların yarısı kadar ilgi çekmeyen olaylar, akıllı yöneticilerin elinde başlıbaşına birer ‘medyatik etkinlik’ haline gelebilir ve kente ziyaretçi çekebilir. Örneğin; düz ovada taşıma toprakla küçük bir tepe yaratan Belçikalılar, “İşte Waterloo savaşı burada oldu, Napoleon burada yenildi” diyerek her yıl onbinlerce turist ağırlıyorlar…

Çanakkale Savaşı tarihi nedeniyle bölgeye akan yıllık 2-3 milyon ziyaretçi Çanakkale’nin içine girmeden gezisini tamamlayıp dönüyor. Kentin bu turistik faaliyetten bir pay aldığı asla iddia edilemez. Bu olumsuzluğun da nedeni; ziyaretçileri kent içine çekecek ve onları burada tutacak herhangi kültürel bir mekan bulunmayışı…

Görkemli tarihiyle övünen bu kentimizin “Truva Müzesi” olmadığı gibi bir “Çanakkale Savaşı Müzesi” de yok… Milli Park sınırları içinde ‘müze’ diye tanıtılan mekanların hepsi yaklaşık birkaç yıldır ya kapalı, ya da onarımda… Abide’nin altına yapılacak denilen müze alanı, sergilenen mühendislik hataları nedeniyle hala tamamlanamadı… Çimenlik Kalesi’ndeki müze ise, mesai saatlerinde açık; adeta bir devlet dairesi… Kabatepe'de güzelim çam ormanının içine inşa edilen beton duvarlar içinde de saçma sapan bir gösteri sergileniyor.

Bu bilimsel ve kültürel eksikliğin oluşturduğu boşluktan yararlanan birtakım örümcek kafalıların Alçıtepe sokak aralarında sergilediği ‘galeri’ adı verilen mezbeleliklerde de maneviyat sömürüsü yapılıyor. Yurdun çeşitli kentlerinden otobüslerle Çanakkale’ye taşınan niteliği belli kalabalıklar da hep buralarda yoğunlaşıyor… Bu kesimin militanları, geçtiğimiz 18 Mart’tlarda kent merkezine çadır kurup tezgah açarak ipe-sapa gelmez yayınlar satıyorlardı..

“Barışın kenti Çanakkale” iddiasıyla Truva ve Çanakkale savaşlarının kültürel mirasına sırtını dönen yerel yönetim, bu konularda yapılması gereken etkinliği de atanmışların eline bırakmış durumda… Bu da, söz konusu kültür mirasının kullanımını ve değerlendirilmesini Ankara’nın ellerine terk etmek demek… Oysa; ‘savaşın anlamını kavramadan barışın değerini anlamak’ mümkün değil. Çanakkale Savaşı’nın ne olduğunu anlamayanların barıştan söz etmesi de bir o kadar saçmalık… Bu bilinçsizlik de, aynı kültürel mirastan başkalarının yararlanmasına yol açıyor.

Örneğin; Antalya’nın AKP’li belediyesi, Şehitler Abidesi’nin yanına 70 metrelik bayrak direği dikti ve ulusal basının aracılığıyla tüm ülkede kendi tanıtımını yaptı…

“Gerçek Nusret burada” diyen Tarsus Belediyesi, meydana getirip diktiği o teneke yığınıyla tüm Türkiye'de dikkat çekti. Oysa, gerek orijinal özellikleri, gerekse birçok orijinal parçasıyla donatılmış Nusret, Çanakkale'de rıhtımda duruyor...

Çanakkale Belediyesi ise, meydandaki topu oradan kaldırmanın ve Kordon'daki Truva Atı'nı İtdurmaz Tepesi'ne nakletmenin pundunu arıyordu bir zamanlar...

100. yıla yetiştirileceği söylenen Hamidiye Tabyası panayır yerine çevrilirken, şimdi gözler eski Askeri Hastane'ye dikildi.

 

 



Paylaş | | Yorum Yaz
478 kez okundu. Yazarlar

Yazarın diğer yazıları

19. YÜZYILIN SONLARINA DOĞRU... - 14/06/2016
18 MART 1915 DENİZ SAVAŞI HACIPAŞA'DAN YÖNETİLMİŞTİ... - 21/05/2016
BEN DİYORUM ÇANAKKALE BOĞAZI… - 18/05/2016

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
Hava Durumu
Anlık
Yarın
15° 18° 7°
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam218
Toplam Ziyaret299401