• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Üyelik Girişi
Takvim
Sema Acar
semaacar17@hotmail.com
SÜLEYMAN TAPINAĞI, AYASOFYA, SELİMİYE… BELGRAD,SELANİK, EDİRNE…
11/07/2016

Bayramın birinci günü… Saat 07.00 Kilitbahir Feribotu… Martılar tepemizde… Deniz mahmur… Güneş mahmur… Ben mahmur… Bu sefer “yol nereye biz oraya” demiyoruz ve önceden planladığımız gibi Meriç kıyısında kahve içmeye gidiyoruz… Çünkü ilk gidişimizde “Selimiye’yi görmeden… Edirne ciğeri yemeden… Meriç kıyında oturmadan dönen Edirne’ye geldim demesin” özlü sözünü öğrenmiştik… İlkinde Selimiye’yi gördük, ciğerini de yedik ama Meriç kıyısında oturmadık… Dolayısıyla Edirne’ye ikinci kez gitmek farzdı ve biz de öyle yaptık. Bayram günü hiçbir bayramda çalmayan kapı bu sefer çalacak mı diye beklemektense gider Meriç kıyısında kahve içeriz dedik ve çıktık yola… (Sevgili Çanakkaleliler geçmiş bayramınız kutlu olsun bu arada… Bayramlaştınız mı “yerli” olmayan komşularınızla? )   

Saat 10:00  da Edirne’de idik. Bir yandan yolun karşı şeridinde kaplumbağa hızı ilerleyen tatilciler Çanakkale’ye ulaşmış mıydı acaba? diye düşünürken bir yandan da kahve içebileceğim bir yer aramaktaydı gözlerim. Bayram nedeniyle her yer kapalıydı ve ben o saate kadar kahve içmemiştim…  Bu durum biraz daha uzarsa annem ve sevgili beyim için gün berbat olacağı için bulmalıydık bir yer içmeliydim bir kahve derken Selimiye Caminin arka tarafında restore edilerek otele çevrilmiş bir konak gördük ve girdik içeri… Hoş geldiniz iyi bayramlar faslından sonra konağın bahçesine çıktık… Bir tarafta Selimiye Cami… Bir tarafta Saray-ı atik Hamamı bir tarafta Osmanlı Mezar taşları açık hava müzesi…  Atmosfer oldukça etkileyici…

Kapıda bizi karşılayan, ilk bayramlaştığımız kişi Mustafa Bey kahvelerimizi getirdi ve sorularımızı cevapladı. Oturduğumuz yer saray-ı Atik Fatih Sultan Mehmet’in doğduğu ve sütannesi ile kaldığı konakmış… Restore edilmiş otel olarak hizmet veriyor… Odalarını dolaşamadık hepsi doluydu ama aslına uygun restore edilmiş.

Mustafa Bey’den bize sonunda Meriç’e çıkacağımız,  sırayla gezilecek görülecek yerleri dolaşmamızı sağlayacak bir yol haritası çizmesini rica ettik. Çizdi ve bir rehber eşliğinde gezersek daha iyi olacağını söyleyerek çizdiği haritayı verdi. Evet, bir rehber neden olmasın? daha bilinçli ve seri gezebilirdik. Edirne’nin camileri, külliyeleri ve çarşıları ile ilgili her türlü bilgiye, görsele internet başta olmak üzere yığınla kaynaktan ulaşmak mümkün tabi ki. Ama Edirne bu kaynaklarda yazanlardan fazlasıydı ve o kaynaklarda olmayan,  oralarda yazılmayanları görmekti amacımız.  Osmanlı’nın 2.başkenti…88 yıl Osmanlı’ya başkentlik yapmış bir kentin anlatacağı söyleyeceği çok şey vardı mutlaka.

Şanslı günümüzdeydik ve önce rehber sonra arkadaş olarak Mehmet Ali Bey hayatımıza sızdı, anlattıklarıyla günümüzü güzelleştirdi, gezimizi anlamlandırdı.

Mehmet Ali Bey önce güzergâh hakkında bilgi verdi bir kısmını yayan bir kısmını arabayla gidecektik. Peki dedik ve oturduğumuz bahçenin hemen yanındaki Osmanlı Mezar Taşları Açıkhava müzesine girdik. Ne çok şey anlatıyordu o mezar taşları. Başlıklar, sarıklar, fesler… Yeniçerilere, hanedana,  tarikatlara,  kadınlara, şehzadelere, cellatlara ait taşlar… Edirne Osmanlı’ya başkent olmasına rağmen hiçbir padişahın mezarı yok. Belki daha iyi korunmak amacıyla genellikle Bursa ve İstanbul’a taşınmış mezarları. Silindirik, mihraplı taşlar… Lale desenli taşlar…  Üzerlerindeki kitabeler, ifadeler, şekiller tarihsel ve dönemsel olarak çok şey anlatıyor… Mesela kadın mezar taşlarının üzerinde kadına saygının ifadesi olarak gül resmi konmuş… Cellat mezar taşları öldürdükleri insanların yakınları tarafından mezarları tahrip edilmesin kimlikleri belli olmasın diye basit eğri büğrü yazısız resimsiz…

 Mezar taşlarından ayrılıp Selimiye Cami’ne gidiyoruz.  Evet, Selimiye’yi daha önce görmüştük. Etrafa hayranlıkla bakıp… Şaşırıp şaşırıp kalıp… Gezmiş ve çıkmıştık ilkinde. Ama bunlardan fazlasıydı Selimiye…

Selimiye Cami;1569 -1575 yıllarında yapılmış. Yapımında 14 bin işçi, 400 kalfa çalışmış.2011 de UNESCO Dünya Kültür mirası Listesine girmiş ve Dünya Mirası Beratını almış.

Mimar Sinan Ayasofya’dan büyük ama Ayasofya’ya benzemeyen bir cami yapmak ister. Edirne’deki Üç Şerefeli camiyi örnek alır, şehrin her yerinden görülebilecek bir yere ve üç temel özellik üzerine inşa eder Selimiye’yi. Diğer camilerde olmayan bu üç temel özellik; simetri, orantı ve eşitlik ilk kez Selimiye’de ortaya çıkıyor.

Simetri özelliği; 4 minareyi bir noktadan bakınca 2 tane olarak görebiliyorsunuz.

Orantı özelliği; 4 minaresi olan caminin kubbesini 8 adet fil ayağı kolon taşıyor. Ayasofya’nın kubbesi 107 kolon, Selimiye’nin kubbesi ise 8 fil ayağı kolon üzerine inşa edilmiştir. Ayasofya’nın 13 kolonuna Selimiye’nin bir kolonu tekabül ediyor diye düşünülebilir.   

Eşitlik özelliği; Minarelerin çapı ve kubbeyi taşıyan 8 fil ayağı kolonda karşınıza çıkıyor. Avlunun alanı ile caminin iç alanı da yine eşitlik özelliğine göre planlanmış. Selimiye’nin eşitlik özelliğinden dolayı diğer camilere minare ilave edilebilirken Selimiye’ye minare ilave edilemiyor.

Selimiye’nin kubbesinin büyüklüğü minarelerinin özelliğini falan yazmayacağım dedim ya onlar sayfalarca yazılmış bir yerlerde okunmak için bekliyor, ulaşmak kolay merak eden okuyabilir.

Selimiye teknik olarak mükemmelliği, estetik güzelliği ile döneminin en muhteşem eseri olmanın yanı sıra manevi olarak da birlik ve beraberliğin, hâkimiyetin simgesi olmuş. Sonraki zamanlarına gelince hala teknik olarak mükemmelliği, estetik güzelliği ile en muhteşem eser olma özelliğini taşıyor ama birlik beraberlik ve hâkimiyetin simgesi olması   bize bağlı.

Süleyman Demirel 2006 yılında Selimiye camine geldiğinde caminin girişinde üç kelime söyler;

Süleyman’ın Tapınağı… Ayasofya… Selimiye …

Süleyman Demirel bu üç kelime ile ne demek istemiş olabilir? Bilmiyorum çünkü bu kelimelerin peşinden bir açıklaması yok ama Süleyman Tapınağı, Ayasofya ve Selimiye’nin ne ifade ettiklerine bakarak belki bir cevap bulabiliriz.

Süleyman Tapınağı; M.ö. 950 yılında Hz. Süleyman tarafından Kudüs'e yaptırılmış, bugün artık tek bir duvarı sağlam kalan tapınak Tevrat’a göre, Kudüs'teki ilk Yahudi tapınağı. Bu nedenle "İlk Tapınak" olarak da bilinir. O zamana kadar bir çadırda korunan ve içinde On Emir tabletleri bulunan mukaddes Ahit Sandığı, Mabedin bir odasına konur. Hz. Süleyman 'ın ölümünden sonra krallık ikiye ayrılır. Sürgünler işgaller ve tapınağın yıkılması sonrası Yahudiler  dünyanın her tarafına dağılırlar. Tapınağınsa tek duvarı kalmıştır.Yahudi inanışına göre Süleyman Tapınağının ayakta duran tek duvarı  olduğu sürece  kıyamet kopmayacak, ne zaman bu tapınaktan geriye hiçbir şey kalmayacak kıyamet o zaman kopacaktır. Ayakta kalan o tek duvar bu gün Ağlama Duvarı diye bilinen duvardır. 

Ayasofya; İstanbul ile özdeşleşmiştir. Bizans döneminde bu büyük imparatorluk kilisesi, Hıristiyanlaşan Roma İmparatorluğu'nun (Bizans) başkenti Konstantinopolis'i, hem imparatorluğun hem de Hıristiyan dünyasının merkezi olarak bütün dünyaya ilan etmektedir. Aynı işlevi kentin İslam döneminde de sürdürmüştür. Camiye dönüştürülmesi fethin en önemli sembolü haline gelen Ayasofya; İstanbul, İslam dünyasının ve onu yöneten Osmanlı İmparatorluğu'nun da merkezidir. Tekrarlanamaz ve aşılamaz olan bu yapı, bu gerçeğin tanrısal bir irade aracılığıyla tescilidir.Ayasofya, hem Bizans kaynaklarında hem de Osmanlı kaynaklarında "tanrısal irade"nin tecellisi olarak algılanmıştır. Ama İstanbul’un fethi ile Doğu Roma'nın tüm mirası Türkler tarafından devralınmış oldu. Yani Ayasofya’nın Osmanlı’ya geçmesi Doğu Roma İmparatorluğunun sonu olmuştur.

Selimiye ise tarihsel ve dinsel, sosyolojik hatta ekonomik bağlamda değerlendirilebilir. Selimiye dev bir mühürdür. Edirne, Türkiye'nin batıdaki son kalesi . Sayısız defa el değiştirmiş, üzerinde nice savrulmalar yaşanmış bir toprak parçası. İşte bu savrulmalara 16. yy'da tonlarca ağırlıkta bir mühür vuruluyor Mimar Sinan tarafından. Mührün ismi de Selimiye. Edirne'nin neden bizim olduğunun cevabıdır. Türk Tarihindeki Edirne'ye güç katarak O’na simgesel bir nitelik kazandırmıştır. Yalnız zamanımızın araştırmacıları değil, eski yazarlar da Selimiye'nin bir başyapıt olduğu konusunda birleşirler. Ernst Diez bu cami için şunları söyler: "Selimiye; mekân büyüklük, yükseklik, topluluk ve ışık etkisi bakımından yeryüzündeki bütün yapılardan üstündür". Bu cami Osmanlı İmparatorluğu'nun Avrupa'daki gücünün hala devam ettiği 16. yüzyıldaki politik egemenliğini de vurgulayan "Son Sultan yapısıdır". Bir başka anlatımla Selimiye günün her saatinde kullanılan bu "Kent Tacı" politik gücün dini yapıda somutlaşan gösterisi anlamında, simgesel bir amacı da yerine getirmektedir.

Şimdi soruyu tekrarlarsak; Süleyman’ın tapınağı, Ayasofya, Selimiye… Süleyman Demirel bu üç kelime ile ne demek istemiş olabilir?

Ve İlber Ortaylı Selimiye’ye bir gelişinde o da üç kelime söylüyor.

Belgrad...Selanik…Edirne

Osmanlı bir Rumeli Devletiydi diyebilir miyiz? İlk fethedilen yerlerin çoğu Rumeli’de olduğuna göre diyebiliriz. Peki, İlber Ortaylı bu üç kelime ile ne demiş olabilir. O da bu üç kelime ile ilgili bir açıklama yapmamış. Edirne, Selanik ve Belgrat nedir bakarsak belki bu üç kelimenin ne demek istediğine yine kendimizce cevap verebiliriz.

Edirne Osmanlının askeri üssü ve gerçek anlamda balkanların merkezidir. Kentte Osmanlı devletine ait birçok tarihi yapı bulunuyor. Edirne’den diğer bölgelere de ulaşmak çok kolaydır. Bu nedenle birçok padişah Edirne’yi payitaht kenti olarak kabul etmiştir.

Yunanistan’ın Makedonya bölgesindeki Selânik, kendi adını taşıyan körfezin kıyısında kurulu bir liman kenti. Makedonya kralı Kassandros, kente eşinin adını vermiş: Thessaloniki. Yunanca okunuşu Seloniki, Türkçe’de Selanik olmuş. İlk kez 1. Murat devrinde fethedilen Selanik, Bizans ile Osmanlı arasında birkaç kez el değiştirir. Sultan 2. Murat 1430’da kesin olarak topraklarına katar. Osmanlı mülkü olan Selanik, Sancak merkezi yapılarak Rumeli Eyaletine bağlanır. Surlarla çevrili kente ve yakın çevresine, önce Konya ve Aydın’dan getirilen Yörük Türkmenler iskân edilirler. Osmanlı meşruiyeti ve modernleşmesi 450 seneden fazla Türk şehri olmuş Selanik’te yeşermiş. Makedonya’da büyük komutanlar yetişmiş; Büyük İskender, Justinyen ve Mustafa Kemal… Doğu tarihinde Çin’den başlayıp Bursa ile İstanbul’a ulaşan İpek Yolu; Batı’da Roma’yı Bizans’a bağlayan Via Egnatıa yolu var. Adriyatik denizinden sonra Arnavutluk kıyılarında Dıraç kentine varan yol Elbasan, Manastır, Florina, Ostrova, Vodina ve Yenice’den geçerek Selanik’e ulaşır. Doğu güzergâhında son durak İstanbul . Osmanlı’ya da hizmet eden bu yolun devlet katındaki adı çok manalı: Sol Kol.   

Belgrad Avrupa’nın merkezi. Türkler Belgrad’ı iki kere kuşatır; Fatih Sultan Mehmet Macarlardan alamaz ancak Kanuni 1521’de Belgrad’ı fetheder. O tarihe kadar Semendire kalesi aynı ismi taşıyan sancağın, yani bugünkü Sırbistan’ın Osmanlı dönemindeki başkenti olarak kaldı.

Ve; Osmanlılar zamanında imparatorluk yolu denilen orta yol, Viyana ile Belgrad arasında Tuna boyunu izler; bu yol o zamanlar çoğunlukla nehirden, gemilerle alınırdı. Sonradan demiryoluyla takviye edilen ve Batı Avrupa'yı Zagreb ve Sava vadisi üzerinden Belgrad'a bağlayan karayolu ancak bölgenin Avusturya-Macaristan tarafından ele geçirilmesinden sonra açıldı. Gene de yolun Belgrad'tan sonraki bölümü, Osmanlılardan bu yana pk fazla değişmedi: Otoyol ve demiryolu, Morava vadisi boyunca Niş'e kadar eski yolu izler, burada ikiye ayrılır ve yollardan birisi yukarı Morava ve Vardar vadilerinden Selanik'e bağlanıren, Nişeva vadisini izleyerek Sofya ovasına inen yol da, bölgedeki tek geçit olan Balkan geçitini aşarak Meriç vadisi üzerinden Edirne'ye varır...

Osmanlı Belgrad’a ağırlık verseydi,  güç Belgrat’ta toplansaydı acaba Selimiye’nin bir eşi Belgrat’ta olur muydu? Çünkü Osmanlı fethettiği yerlere cami yapmış.

Biri siyasetçi diğeri bilim adamı iki adam ve altı kelime… Her ikisinde de Edirne var. Tabi onların bu kelimeleri ne anlamda söylediklerini bilmiyorum. Anahtar altı kelimenin ifade ettiklerinden herkes kendine göre bir yorum çıkarabilir. Ve bu kelimeleri yorumlayıp düşüncelerini paylaşan olursa da sevinirim.

Kenan Evren’de 1980 sonrası Selimiye Camiine gelir Kubbesindeki hasarı görür  ve onarılmasını emreder. Ve kubbe onarılır.

Balkan harbinde bir Bulgar topçusunun attığı top Selimiye’nin kubbeyi tartan ayaklarından birine isabet eder. Atatürk 1930 da Edirne’ye müze açılışı için geldiğinde sorar bu hasarın sebebini ve öğrenince tamir edilmemesini öyle kalmasını ister. O günlerin anısına o hasar öyle bırakılır…

Selimiye Cami’den ayrılıyoruz. Ama geometriyi, altın oranı ustalıkla kullanan muhteşem dehası ve kabiliyeti ile hala bu gün araştırıp öğrenmemiz gereken sırlar bırakan Mimar Sinan ve Selimiye Cami ile öğrenmem okumam gereken daha çok şey olduğunu düşünerek ayrılıyorum. Mimar Sinan’ın Selimiye Cami ile bize ev ödevi verdiğini düşünüyorum.

Sırada ki cami anıtsal anlamda en büyük cami olan Ulu Cami ya da Eski Cami… Eski Cami’nin özelliği yazıları…

Osmanlının Fetret Dönemimde yapılmış. Kardeş kavgaları yüzünden yapımı uzun süren cami Edirne’de yapılan ilk büyük cami 1403 de başlamış 1414 de bitmiş. 

2.Mustafa ve 3.Ahmet bu camide kılıç kuşandığı için Cuma ve Bayram günleri imam minbere kılıçla çıkıyor…

Mihrabın sağındaki duvarda gömülü  Kabe Taşı…   minberin sağ tarafındaki Cennet Deresi -ki Cennet Deresinde edilen duaların kabul olduğuna inanılıyor- caminin en ilgi gören ziyaret noktaları. ve Edirnekari denilen el işlemelerinin görülebildiği Ulu Cami’nin önemli özelliklerinden biride duvarlarındaki   yazılar.

Edirne’de camiler dönemleri yansıtır. Dönemsel olarak yaşanan hadiselere Ulu Cami de tanıklık eder. Müslümanlıkta Allah insanın yüzündedir inanışı hâkimdir. Osmanlıda bir dönem tarikatlar ve şeyhlere ses çıkarılmaz ve İslamiyet’te resim yasak olduğu için bazı tarikatlara mensup kişiler Hurifilik (harfçilik)   ile insan yüzündeki hatları Arap harfleri ile duvarlara çizmiş. Bu fark edildiği zaman tarikatlar yasaklanmış. İşte bu dönemlerde Hacı Bayram Veli konuşmaları nedeniyle bazı çevrelerin dikkatini çeker ve padişaha şikâyet edilir. II Murad Hacı Bayram Veliyi Edirne’ye çağırır ve konuşmalarından etkilenir ve Ulu camide cemaate konuşmasını ister. Hacı Bayram Veli’nin kürsüsü halen Ulu Cami’de duruyor.

Yine bir dönem gayri Müslümlerin etkisinde kalmasınlar İslam’dan ayrılmasınlar diye halka İslam’ı anlatmak için Ulu Cami’nin duvarlarına yazılar hadisler yazılmış. Dünya ahiretin tarlasıdır gibi sözler işlenmiş duvarlara.

Ve Üç Şerefeli Cami… Osmanlının hâkimiyet döneminde yapılmış. Üç şerefeli 1437-1447 yıllarında yapılmış ilk dikdörtgen avlulu ve en büyük minareye sahip cami. Üç şerefeli cami egemenlik ve hâkimiyeti ifade ediyor. Edirne düz bir ovaya kurulmuş. Etrafında yüksek dağlar tepeler yok. Etrafı kolaçan etmek için yüksek bir yere çıkmak gerek düşüncesinden hareketle caminin en üstteki şerefesi gözetleme kulesi gibi kullanılmış.   Şerefelerine üç ayrı yoldan çıkılıyor. Bu tarzıyla bir ilktir ve birinci merdiven bir ile üçüncü şerefeye, ikinci merdiven ikinci ile üçüncüsüne, üçüncü merdiven ise; doğrudan üçüncü şerefeye götürür. En üstteki şerefeler etrafı gözlemek için kullanılırken ilk şerefeden ezan okunmakta imiş. Daha sonra camiye 3 tane minare daha eklenmiş.

Üç şerefeli Caminin basamaklı girişinde üç tane sütun var. Üç meleği Cebrail, Mikail ve İsrafil’i simgelediği düşünülmekle birlikte bu taşlar bir dönem ibret taşı olarak kullanılmış. Cezalandırılıp kesilen kelleler bu taşlar üzerinde sergilenmiş. Minareleri üzerinde Allah yazıyor. Mihrabın iki yanında deprem uyarı sistemi olarak da kullanılan iki denge taşı var. 

Üç Şerefeli Caminin arka kapısından çıkınca karşınıza Fatih Sultan Mehmet’in eğitim gördüğü Saatli Medrese çıkıyor. Kazıklı Voyvoda’da bu medresede Fatih’in sınıf arkadaşıdır. Saatli Medresenin kapısında zincirli bir asma kilit var. Zira restorasyon yapılmamış tıpkı hemen yanındaki Fatih’in hükümdar olduktan sonra yaptırdığı Peyk (uydu)medresesi gibi… Bu gün Osmanlı torunları olduklarını söyleyenlerin Osmanlının 88 yıl başkentliğini yapmış 2.başkentinde Fatih Sultan Mehmet’in birinde eğitim aldığı birini bizzat yaptırdığı bu iki medreseye karşı duyarsızlıklarını anlamak mümkün değil. Taksime “tarihi anıt” niyetine Topçu Kışlasını yapmayı düşünenler neden Edirne’ye ilgi göstermezler? 

Osmanlı zamanında Edirne’de gayri Müslümler çok fazlaymış ve bu gün gayri Müslümlerin oturduğu mahalleler tertemiz evler bakımlı iken Türklerin oturduğu evler tıpkı Fatih’in medreseleri gibi bakımsız ve yıkılmak üzere. İspanya Yahudileri kovunca bir kısmı Edirne’ye yerleştirilmiş. Yahudilere ait sinagog restore edilmiş pırıl pırıl ayakta.

Selimiye’nin özelliği yapısı . Ulu Cami ya da Eski Caminin özelliği yazıları… Üç Şerefeli Caminin özelliği hâkimiyeti simgeliyor diyerek camiler faslını kapatıp Saray’a gidiyoruz. Kırkpınar’ın bulunduğu… Hürrem’in can sıktığı zamanlarda gönderildiği Edirne’deki sarayın bulunduğu yere Sarayiçi’ne.

Kırkpınar bu gün her ne kadar güreşlerle bilinse de aslında fetih öncesi Osmanlı askerlerinin form tutup, kondisyon sağlamaları amacıyla eğitim gördükleri yer olarak kullanılmış Osmanlı’da. Kırkpınar’da askeri eğitim alan askerler Edirne’deki camilerde de dua ederek manevi olarak moral motivasyon sağlıyorlarmış. Ahır köy yine Osmanlı askerlerinin atlarının bakımlarının yapıldığı yer olarak kurulmuş.

Gelelim Hürrem’in sarayına. Hürrem buraya ilk geldiğinde suyunu beğenmemiş ve su getirtilmesini istemiş.Bu gün hala Hürrem’in getirdiği su yolları kullanılmakta burada ve saray Balkan harbinde cephanelik olarak kullandığından cephanelik düşman askerlerinin eline geçmesin diye havaya uçurulmuş. Saraydan geriye küçük iki duvar kalıntısı kalsa da mutfağı ve hamamı restore edilmiş. Saray’ın da restorasyonu yapılacakmış.  

Sarayın orda bir de Adalet Kulesi var. Adalet kulesinin önünde de iki taş. Biri ihtiyaç sahiplerinin dilekçe ve arzuhallerini sarayın emniyet teşkilatının başı durumundaki Bostancıbaşı'ya iletilmek üzere  koydukları Hürmet (Saygı) Taşı …Diğeri  boğdurulan devlet büyüklerinin başlarının padişahın görmesi için teşhir edildiği İbret Taşı. Nitekim Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın Viyana Kuşatmasında başarılı olamaması nedeniyle Belgrad’da kesilen başı buraya konmuş.

Buraya kadar genelde Osmanlı camileri bahse konuydu. Edirne’de 31 tane Tabya var.  Hıdırlık Tabyası restore edilmiş gezilebiliyor hikâyesi acı…  Lozan Anlaşması ve Karaağaç var… Meriç Tunca var… Kapıkule Pazarkule sınır kapıları var…  Bu konular  da bir sonraki yazıya kalsın…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 



750 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

2018 Troıa Yılı …Orhaniye Tabyası… Paintball… - 15/03/2018
2017 yılının Şubat ayında ilan edilen yıl ile ilgili çalışmalar 2018 yılının Şubat ayında ivme kazanıyor… Geç kalınmış olmuyor mu “ivme kazanmak” için?
Çanakkale Çanakkale'dir - 19/01/2018
Boğaz tarihte her dönem bir isim almış ve bu isimler Boğaz’la birlikte hareket etmiş sonunda yine kentin aldığı isim Boğaz’ın aldığı isim olmuş: Çanakkale.
Kahverengi Tabelalar… - 04/08/2017
Tabela deyip geçmemek gerek her biri birer efekt aslında.
NAME-İ AŞK - 07/03/2017
Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!
YALNIZKENT’TE CHP’LİLERİN SOSYAL MEDYA İLE İMTİHANI - 14/12/2016
CHP 20, 22 ve 23 Dönem Çanakkale Milletvekili Ahmet Küçük Facebook hesabında bir paylaşım yaptı. Adana mitinginde; Nazlı Ilıcak, Ali Bulaç, Şahin Alpay’ın anons edilmelerinden duyduğu rahatsızlığı ifade eden… Sıfatlar ve hakaret içermeyen… Bir parti
EBABİL BİR KUŞTUR… - 03/09/2016
Bir öğretim üyesi neden kitap yazar?
YOĞURT YİYİŞİNİZİ SEVSİNLER… - 09/08/2016
Tarih 1831…Paris şehir planlamacıları Notre Dame Katedrali’nin bakımsızlığı yüzünden yıkılmasını isterler.
MÜSLÜMAN MAHALLESİNDE SALYANGOZ SATMAK… - 01/07/2016
Ve bu kent “laikliği içine sindirmiş” içselleştirerek yaşayanların kenti ve bunun için de her türlü mücadeleyi veren bir kent. “Köhnemiş ideolojiler” bu kentte barınamıyor ve bu neslin kıymetini biliyor bu kentli onun içinde itirazlarını yapıyor
BULANIK MIRILTILAR... - 19/06/2016
On binlerce yıldır yer küre üzerinde var olan insanoğlu ilk başlarda gücünün yetmediği, denetleyemediği doğa olayları yüzünden dağa taşa, ateşe suya, rüzgâra buluta tapmış.
 Devamı