• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Üyelik Girişi
Takvim

Sema Acar

Sema Acar
semaacar17@hotmail.com
NAME-İ AŞK
07/03/2017

Bu dünyada her şeyin bir hali var. Mesela; insanın bir iyi bir de kötü hali var. Dünyanın bin bir türlü hali var. Ruhun üç hali, ismin beş hali var. Sevmenin bir hali, içimde ki kedinin türlü türlü hali var... Velhasıl-ı kelam, hayat kısa kuşlar uçuyor ve biz bazen ıskalıyoruz, bazen bir keşke ye dayanıyor hayat bazen çekilmez oluyor.  

Söz mekanik seslere dönüştü, kapı duvar evler arasına hapsolduk… Gitme isteği, küsme isteği, yalnızlık hissi, bir koşuşturmayla geçiyor günlerimiz. Yaşamak için koşuşturmuyoruz koşuşturmak için yaşıyoruz. Âşık olmuyoruz -mış gibi yapıyoruz. Bunlar yetmezmiş gibi bir de Hüzzam, Saba, Nihavent makamlarından devlet "makam" larının gündemine kilitlendik… Makam hem palindromik hem de tehlikeli artık. Aynıyla vaki değil zaman böylesini hiç görmemiştik... Her şey zehirdir, mühim olan dozdur lakin fena halde doz aşımına maruz kaldık tükeniyoruz… 

Oysa bu kekremsi tatlara alışmadan; tablet kitapla söz görüntüyle yer değiştirmemişken…  parmak uçlarımızın klavyeyle değil sevgilinin eliyle buluştuğu… uzun yürüyüşlerde ağız dolusu sohbetlerin yapıldığı zamanlarda… sesin cazibesi, dilin ahengi, renklerin anlamı, kokuların hatıraları, göz göze gelmenin başka bir tadı vardı. Tuhaf zamanlarda yaşıyoruz velhasıl-ı kelam ahvâl-i arzdır niyetim can sıkmak değil ves-selâm ahvalimiz de ortada. Kayb-ı kelam zamanlardayız. Ne yazsam o vakit. Kelama da saygı duymak gerek.  İster misin seninle seyr-ü sefer edelim sadece sözün olduğu zamanlardan başlayıp name-i aşkın izlerini takip edelim. 

Önce sözün olduğu o zamanlarda onlar suyla yazdılar… Onların hikâyesi ki Leyla ile Mecnun’u imrendirir. Onlar ki güneşin günde iki kez ateşe verdiği ufuk çizgisinde buluşan iki sevdalı ırmak, kavuşamayan iki sonsuzluktur. Seyduna ile Şahrud … Seyduna gökyüzü, Şahrud ise yeryüzüdür, denizdir. Hep birbirlerini görürler ama kavuşamazlar da kavuşma aşkı ile yanarlar. Öyle bir sevdadır ki onların ki; sonunda birbirlerine kavuşamayan birer nehir olurlar. Şahrud suyundan içen Seyduna'yı, Seyduna'dan içen Şahrudu bulur. Şahrud vardığı denizlerde hala Seyduna türküleriyle uyanmakta, Seyduna  Şahrud’un gözlerinde  kalan masalla yaşlanmaktadır… Bir aşk ne zaman ölür?  Onu en son anan insan öldüğü zaman. Andık aşkları baki olsun diye…

Sonra farz kılındı kaleme yaz diye… Kâğıda düştü kalem, name oldu kelam ve usulca okundu kalben. Name-i muhataba muhabbetle gönülden ne geçer ise kâğıda döküldü, sağlığa dua edildi kabulü hak katındaki paha ile bir tutuldu, selam ile bitmeyen sevda dillendirildi yaz bahara bağlandı…

Artık tek umut; birbirinin acısını alacak kelam oldu… İnsanlar konuşa konuşa anlaşır mı gerçekten? Yoksa insanlar yazarak mı anlaşır gerçekten?  

“ Yüksek sesle yazmayın mektuplarınızı… Mübalağa sarar zarfı, pulu incinir… Ruha yolculuk verir mektup, dile itina… Hangi adrese gitse yerini bilir”  derken   şair “Bu kitaba Sahibini Arayan Mektuplar adını verirken yanıldığımı ve sana haksızlık ettiğimi simdi anlıyorum. Her satırı o kadar seninle dolu ki! Yıllar bile her kelimesine düşmüş olan gölgeni silemez artık. Vurduğun damganın ölmezliğini anlayasın diye bu mektupları sana armağan etmiyor ve adını onlara ad yapmıyorum. Fakat göreceksin; adım söylendikçe adın da söylenecek. Senden gelen, sana yazılan daima seninle anılacak olan sahibini arayan mektupların her satırı için binlerce teşekkür sana.” der Ümit Yaşar Oğuzcan 25 mektubu yazdıran kadına…   Bir aşk ne zaman ölür?  Onu en son anan insan öldüğü zaman. Andık adlarını söylendikçe aşkları baki olsun diye…

Kafka eserlerini Çekçe ’ye çeviren Milena ile umutsuz ve uzak bir aşk yaşar. Birbirlerini görmeden 5 yıl süren mektuplaşmaları süresinde sadece 3 kez yüz yüze görüşürler ama hiç kavuşamazlar…  Kavuşamayınca adı aşk olur…

Simone de Beauvoir bir ABD gezisi sırasında tanışıp az buluşmalı çok yazışmalı kıtalararası aşk yaşadığı Nelson Algren’e  ‘‘Aşk mektubu yazmak büyük aptallık, aşk kâğıda dökülemeyecek bir şey; ama sevdiğin adamla aranda şu korkunç Atlas Okyanusu varsa başka ne yapabilirsin?’’ diyerek aşk mektupları yazar 1947 den 1964 e kadar… 

Nazım Hikmet Piraye’ye 1933’ten 1950’ye kadar, 17 yıl boyunca çeşitli cezaevlerinden mektuplar yazar. 1938’te 28 yıl hapse mahkûm edildiğinde ziyaret olanakları çok kısıtlı olduğundan yalnızca mektuplar kalır birbirlerine verebilecekleri. İki insanın ortak hayatı artık mektuplarda sürer. Piraye’nin Nazım’ın ceviz ağacından yaptığı küçük bir tahta bavulda sakladığı; Biriciğim, Karıcığım diye başlayan ne zaman kavuşacağız? Diye soran özlemini hasretini kavgasını anlattığı tam 581 mektup yazar Nazım Piraye’sine bu 17 yılda…

Cemal Süreya eşi  Zuhal’e hastanede yattığı  13 gün boyunca  13 mektup yazar. Moral vermek için.    Cemal Süreya’nın şairliğinin ve yazarlığının yanında özel dünyasına da ışık tutan bu mektuplarda satır aralarında  "sevmek ne uzun kelime" yazan sevgi ve hasret şiirleri de vardır.

Halil Cibran ile May Ziyade birbirlerini hiç görmeden 20 yıl yazışırlar… Dünyanın farklı köşelerinde yaşayan bu iki Lübnanlı yazar aşkı bir ömür mektuplarla yaşatır.  Başlangıçtaki edebi yazışmalar sonraları tutkulu birer aşk itirafnamesine dönüşür. Cibran’nın ölümünden sonra May hiç görmediği aşkının ardından intihar etmeye kalkar, akabinde yıllarca akıl hastanesinde yatar. Her ne kadar iyileşerek hastaneden çıksa da, iki yıl sonra Kahire’de bir başına ölür. Bir aşk ne zaman ölür?  Onu en son anan insan öldüğü zaman. Andık aşkları baki olsun diye…

Turgut Uyar’ın Tomris Uyar’a, Napolyon Bonaparte'tan Joséphine'e, Victor Hugo'dan Juliette Drouet'ye, Stendhal'den Mathilde’e, Sait Faik’ten sevgilisine yazılanlar ve nice gün yüzüne çıkmış name kadar şanslı olmayan… Kimi sahibini arayan, kimi vazgeçildiği için unutuldukları yerde kalan, kimi suya kimi kuma yazılmış, geçmişten bu güne miras kalan onca name-i sevda; aşkta ne hak ne hukuk… Ne haklı ne haksız… Hatta ne de bir hakikat vardır. Onda yalnız bütün bunların yokluğunda olan bir şey, güzellik vardır der bize sessizce…

Laf-ı güzaf etmeden hasbıhal ettik aşk üzerine...  İnsan iki kişiliktir aşk ve name-i kelam gibi… Pul her üçünün de özgürlüğüdür…

Bir aşk ne zaman ölür?  Onu en son yaşayan insan öldüğü zaman diyerek bu yazıyı sonlandırmak içime sinmeyecek…Ne dersin Adnan Yücel’in  dizelerine kulak verelim mi? Peki; o zaman okuyalım birlikte ve kalalım sevgiyle sevgide… 

Aşksız ve paramparçaydı yaşam

bir inancın yüceliğinde buldum seni

bir kavganın güzelliğinde sevdim.

bitmedi daha sürüyor o kavga

ve sürecek

yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!

 

Aşk demişti yaşamın bütün ustaları

aşk ile sevmek bir güzelliği

ve dövüşebilmek o güzellik uğruna.

işte yüzünde badem çiçekleri

saçlarında gülen toprak ve ilkbahar.

sen misin seni sevdiğim o kavga,

sen o kavganın güzelliği misin yoksa...

 

Bir inancın yüceliğinde buldum seni

bir kavganın güzelliğinde sevdim.

bin kez budadılar körpe dallarımızı

bin kez kırdılar.

yine çiçekteyiz işte yine meyvedeyiz

bin kez korkuya boğdular zamanı

bin kez ölümlediler

yine doğumdayız işte,  yine sevinçteyiz.

bitmedi daha sürüyor o kavga

ve sürecek

yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!

 

Geçtiğimiz o ilk nehirlerden beri

suyun ayakları olmuştur ayaklarımız

ellerimiz, taşın ve toprağın elleri.

yağmura susamış sabahlarda çoğalırdık

törenlerle dikilirdik burçlarınıza.

türküler söylerdik hep aynı telden

aynı sesten, aynı yürekten

dağlara biz verirdik morluğunu,

 

henüz böyle yağmalanmamıştı gençliğimiz...

Ne gün batışı ölümlerin üzüncüne

ne tan atışı doğumların sevincine

ey bir elinde mezarcılar yaratan,

bir elinde ebeler koşturan doğa

bu seslenişimiz yalnızca sana

yaşamasına yaşıyoruz ya güzelliğini

bitmedi daha sürüyor o kavga

ve sürecek

yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!

 

Saraylar saltanatlar çöker

kan susar birgün

zulüm biter.

menekşelerde açılır üstümüzde

leylaklarda güler.

bugünlerden geriye,

bir yarına gidenler kalır

bir de yarınlar için direnenler...

 

Şiirler doğacak kıvamda yine

duygular yeniden yağacak kıvamda.

ve yürek,

imgelerin en ulaşılmaz doruğunda.

ey herşey bitti diyenler

korkunun sofrasında yılgınlık yiyenler.

ne kırlarda direnen çiçekler

ne kentlerde devleşen öfkeler

henüz elveda demediler.

bitmedi daha sürüyor o kavga

ve sürecek

yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!  



Paylaş | | Yorum Yaz
312 kez okundu. Yazarlar

Yazarın diğer yazıları

Kahverengi Tabelalar… - 04/08/2017
YALNIZKENT’TE CHP’LİLERİN SOSYAL MEDYA İLE İMTİHANI - 14/12/2016
EBABİL BİR KUŞTUR… - 03/09/2016
YOĞURT YİYİŞİNİZİ SEVSİNLER… - 09/08/2016
 Devamı

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
Hava Durumu
Anlık
Yarın
22° 23° 17°
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi31
Bugün Toplam318
Toplam Ziyaret427857